INKILAP TARİHİ
İLKELER
Laiklik
| Laiklik |
|
|
|
| Yazar Administrator | |
| Salı, 04 Mart 2008 | |
|
Laiklik
Laik kelimesi,Yunanca “Laikos”’dan gelmektedir.Latinceye Laicus,
Fransızcaya Laic, Laique olarak geçmiş,Türkçe’de okunuş tarzına sadık kalınarak
Laik şeklinde kullanılmaktadır. Laik kelime olarak;ruhani olmayan kimse, dini
olmayan şey, fikir, müessese, prensip demektir. Laik olmak ;dünya işlerini, din
işlerinden, dini otoriteden ayrı olarak ele alma anlamına gelmektedir. Laisizm
veya laiklik de bu kelime ile ilgili olarak ortaya çıkmış olan kavramlardır. Bu
anlamda laisizm; laik fikir akımlarının savunmasını üstlenmeyi ifade
etmektedir.
Laiklik ise; sosyal hayatta din kurallarına tâbi olmayan hukuk
anlayışını ifade eder. Halbuki gerçek anlamda laiklik; din ile devlet işlerinin
ayrılması, ve devletin vicdan işlerinin gerçekleşmesinde tarafsız kalmasıdır.
Başka bir deyişle; devletin Allah ile kul arasından çekilmesi ve dinin de
devlet işlerine karışmaması , yani akıl ile imanın yetki alanlarının
ayrılmasıdır.
Laiklik kelimesi Osmanlı Devleti’ne Meşrutiyet yıllarında girmiş ve “Lâ
Dînî” veya “Lâ Ruhbanî” şeklinde kullanılmıştır. Dolayısıyla bu dönemde
Osmanlı Devleti’nde bugünkü modern anlamda olmasa da, din ve mezhep
hürriyetinin sağlanması açısından laikliğe doğru bir yöneliş olduğu
görülmektedir.
Laiklik; Milli Mücadele döneminde ortaya çıkan milli egemenlik prensibinin
tabii bir gereği olarak, Yeni Türk Devleti’nin temel ilkelerinden biri
olmuştur. Bu dönemde siyasi, sosyal, hukuki ve ekonomik zorunluluğun bir sonucu
olarak ortaya çıkmış olan laiklik, devlet idaresi ile birlikte, hukuk, eğitim
ve dil alanlarını da kapsamıştır.
Laiklik; Batı ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye’de de cumhuriyet ile
birlikte pozitif hukuk alanına girmiştir. Bu olay özellikle devlet idaresini ve
toplumsal kurumları , dini kuralların etkisinden tamamen
uzaklaştırmıştır.
Atatürk’e göre din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine
uymakta serbesttir. Dine saygı, inanan kişinin haklarına saygının bir
sonucudur. Ancak din işiyle, devlet işini birbirine karıştırmamak lazımdır.
Atatürk’ü bu karara yönelten hususların başında ise; başta II:Meşrutiyet
döneminin düşünce yapısı ve Milli Mücadele sırasında karşılaşılan
engellemeler gelmektedir. Özellikle bu dönemde Milli Mücadeleye karşı
gerçekleştirilen isyanlar ve yayınlanan fetvalar, başta Atatürk olmak üzere
milli mücadele liderlerini, Türkiye’yi çağdaş ve modern bir devlet yapmanın
gerekliliğine inandırmıştır. Bu çerçevede, bu dönemde din ve devlet
işlerini birbirinden ayırarak, dinin devlet üzerinde olabilecek baskısını
ortadan kaldırmak ve dinin politikaya karıştırılmasını önlemek temel
hedeflerden biri olarak belirlenmiştir. Bu sebeple, din ve devlet
işlerini birbirinden ayırmak, Yeni Türk Devleti’nin en belirgin özelliklerinden
biri olmuştur.
Laikliğin Tarihi Gelişimi
Laikliğin gelişmesi ne batıda ne de Türkiye’de kolay olmamıştır.
Özellikle batıda laiklik uzun asırlar süren şiddetli, hatta kanlı
mücadeleler sonucunda ortaya çıkmıştır. Hıristiyanlığın kurucusu
Hz.İsa’nın “Benim hükümdarlığım bu dünyada değildir” demesine rağmen, kilise
güçlendikçe devletin temel yetkilerini ve egemenlik alanlarını devletin elinden
almak istemiştir.Kilise ile imparatorlar arasında asırlar süren bu mücadele
sonucunda kilise yenilmiş ve 16. yüzyıldan itibaren Avrupa’da milli
egemenlik esasına dayanan bağımsız devletler kurulmaya başlamıştır. Ancak bu
zaman zarfında Avrupa’da din adına vicdanlara hükmedilmiş ve insanlar bu yüzden
tarifsiz zulümlere uğratılmışlardır.O dönem Avrupası’nda kilisenin
otoritesi hukuki, ekonomik, sosyal, edebî ve güzel sanatların tümünü
içine alan geniş bir alana hükmettiği için, bir şeyin doğruluğu ancak kilisenin
kurallarına ve yorumlarına uymasına bağlı idi.Aksi taktirde kişiler
engizisyonda yargılanırlardı.Avrupa kilisesinin bu mutlak otoritesi, Rönesans
ve Reform hareketleriyle yıkılmıştır.Bu gelişmelerin ışığı altında Avrupa’da
18. yüzyılda Aydınlanma çağı denilen dönem yaşanmış ve devletin kaynağının
ilahi olamayacağı görüşü hakim olmaya başlamıştır. Loche,din ve devlet
işlerinin ayrılmasını ve kuvvetler ayrılığına dayanan bir devlet
anlayışını savunurken, Voltaire kilisenin siyasi-hukuki otoritesine karşı
mücadelesini “düşünce ve vicdan özgürlüğü” tezine dayandırmıştır.Rousseau
demokrasi,Montesquieu ise kuvvetler ayrılığı tezini
savunmuşlardır.Laiklik bütün bu mücadelelerin sonucunda ancak dört asırlık bir
birikimin sonucu olarak ortaya çıkabilmiştir.1688 İngiliz Halklar Bildirisi,
1776 Amerikan İnsan Hakları Bildirisi ve 1789 Fransız İnsan Hakları
Bildirilerinin temel özellikleri insanların istedikleri dine
inanmak veya inanmamak,ibadet etmek veya etmemek hak ve özgürlüğünü kabul
etmeleridir.
Atatürk’ün Laiklik Anlayışı
Türkiye’de laikliğin oluşum şartları batıdan oldukça farklıdır. Batıda
laiklik milli bir devletin oluşumundan sonra ortaya çıkarken, Türkiye’de milli
bir devlet olmanın ön şartı olarak ortaya çıkmıştır. Batıda laiklik vicdan
özgürlüğüdür. Batıda kilise-devlet çatışmasına sahne olurken, Osmanlı
Devleti’nde din devletin kontrolünde olduğu için bir din-devlet çatışması
yaşanmamıştır.
Atatürk gençlik yıllarından itibaren bilimin ışığındaki çağdaş
görüşleri benimsemiştir. O, başta çeşitli hurafeler olmak üzere, devlet ve
milletin geri kalmasına sebep olmuş olan engellerin ortadan kaldırılması
görüşündedir. Atatürk’e göre bu İslâm dinine aykırı bir durum değildir. Çünkü,
bilim ve aklın gösterdiği yolu tutarak, çağdaş değerleri yakalamak ve milleti
yükseltmek İslâm dinine uygundur. İslâm dinine önem veren Atatürk,İslâmın akıl
ve mantığa yer verdiği için mükemmel bir din olduğu
görüşündedir.Dinin milletlerin yaşaması için önemli olduğuna inanan Atatürk,dini
siyasete alet edenlere her zaman karşı çıkmış, bu tür kişilerden Türk
Milleti’nin büyük zarar gördüğünü dile getirmiştir.
Laiklik Atatürk’ün kurmuş olduğu cumhuriyetin temel taşıdır. Laiklikten
uzaklaşıldığı taktirde demokratik, bağımsız milli cumhuriyetin varlığı
tehlikeye düşeceği gibi, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma hedefi de tehlikeye
girer ve yeniden ortaçağın karanlıklarına dönülebilir.Çünkü unutulmamalıdır ki,
Osmanlı Devleti’nin gerilemesine ve çökmesine neden olan en önemli etkenlerden
biri,Osmanlı Devleti’nin teokratik bir yapıya sahip olması nedeniyle ,batı
Rönesans ve Reform ile devlet yönetiminde akılcı ilkeleri hakim kılarken, bu
gelişmeleri takip edememesidir. Batıda bilimsel buluşlar, keşifler ve icatlar
hızla gerçekleştirilirken ,Osmanlı en basit bir yeniliği bile alırken şeriata
uygun olup, olmadığını tartışmıştır. Avrupa’da 1450’de icat edilen matbaanın
Osmanlıya 1727’de girmesi bunun en tipik örneğidir. Ayrıca teokratik bir
devlette, bütün totaliter rejimlerde olduğu gibi, yöneticiler kendilerini tek
ve değişmez gerçeğin temsilcisi saydıklarından, böyle ülkelerde düşünce
özgürlüğünden ve gerçek demokrasiden söz edilemez.Bu durumda laik bir devlet
yapısı demokrasinin de ön şartıdır.
Laikliğin Unsurları
Laiklik birbirini tamamlayan 5 unsurdan oluşmaktadır.Bunlar:
1-Laikliğin bir unsuru din ve vicdan hürriyetidir.Teokratik bir devlet
kurma amacına yönelmemek şartıyla, anayasada yer aldığı şekliyle “ herkes
vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir”.
2-Laikliğin ikinci unsuru resmi bir devlet dininin bulunmamasıdır.Laik
devlette din bir vicdan sorunudur. Dolayısıyla devlet, belli bir dinin
kurallarını vatandaşlarına benimsetmek ve uygulatmak için zorlayıcı kurallar
koyamaz.
3-Laikliğin üçüncü unsuru, devletin din ve mezhepleri ne olursa olsun
vatandaşlarına eşit muamele yapmasıdır.
4-Laikliğin dördüncü ve çok önemli unsurlarından biri de, devlet
yönetiminin din kurallarına göre değil,toplumun ihtiyaçlarına, akla, bilime,
hayatın gerçeklerine göre yürütülmesidir.Yani din ve devlet işlerinin
birbirinden ayrılmasıdır.Buna rağmen, Türkiye’de Diyanet İşleri
Başkanlığı ,devlet teşkilatı bünyesinde yer almaktadır.Bu durum laikliğin batı
ülkelerindeki klasik anlaşılış şekline uymamakla birlikte,Türkiye’nin
özellikleri sebebiyle ortaya çıkmış olan,laikliğe aykırı olmayan,tam tersi
laikliği koruyucu nitelik taşıyan bir çözüm şeklidir.
5-Laikliğin beşinci unsuru ise ,eğitimin laik, akılcı ve çağdaş
esaslara göre düzenlenmesidir.
Türkiye’de din ve devlet işlerini birbirinden ayırmak amacıyla bazı
çalışmalar gerçekleştirilmiştir.Bu amaçla 3 Mart 1924’de Halifelik ve Şer’iyye
ve Evkâf Vekâleti kaldırılmış ve aynı gün Tevhid-i Tedrisat Kanunu
çıkarılmıştır.10 Nisan 1928’de anayasada yer alan “Devletin Dini İslâm”dır,
ibaresi anayasadan çıkartılmış, 5 Şubat 1937’de de laiklik diğer Atatürk
ilkeleriyle birlikte anayasaya girmiştir.Böylece , Türkiye’de laikliğin önünde
yer alan engeller ortadan kaldırılmış,Türkiye Cumhuriyeti resmen laik yapıda
bir devlet haline getirilmiştir.
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Ana Menü
| Anasayfa |
| site haritası |
| içerik |
| COĞRAFYA |
| TARİH |
| TÜRKCE |
| Video |
| VATANDAŞLIK |
Warning: include(/home/osshazir/domains/kpssdersleri.com/public_html//modules/mod_mxc_lastcomments.php) [function.include]: failed to open stream: No such file or directory in /home/osshazir/domains/kpssdersleri.com/public_html/includes/frontend.html.php on line 397
Warning: include() [function.include]: Failed opening '/home/osshazir/domains/kpssdersleri.com/public_html//modules/mod_mxc_lastcomments.php' for inclusion (include_path='.:/usr/local/lib/php') in /home/osshazir/domains/kpssdersleri.com/public_html/includes/frontend.html.php on line 397








