INKILAP TARİHİ
İLKELER
Devletçilik
| Devletçilik |
|
|
|
| Yazar Administrator | |
| Salı, 04 Mart 2008 | |
|
Devletçilik
Devletçilik,devlet yetkilerinin artması,genişlemesi, kamu hizmet ve
faaliyetlerinin yayılmasıdır.Bu çerçevede devletçilik , bir tür devlet
müdahalesi anlamına da gelmektedir. Ancak en klasik tanımıyla devletçilik;
devletin daha önce kendi faaliyet alanına girmeyen konulara da, kamu
menfaati nedeniyle girmesi,katılması ve müdahale etmesi demektir.
Devletçilik dar ve geniş anlamda olmak üzere iki şekilde
kullanılmaktadır. Geniş anlamda devletçilik; Türkiye’de uygulanan ekonomik,
sosyal ve kültürel kalkınmanın özelliklerini ortaya koyan bir politik
uygulamadır. Dar anlamda devletçilik ise; özel teşebbüse yer veren ekonomik
prensiplere sahip, iktisadi alandaki uygulamalardır. Türkiye’de devletçiliğin
asıl uygulamaları ekonomik alanda görüldüğünden, devletçilik ekonomik bir mana
ifade etmektedir. Bir ekonomik kalkınma modeli olarak devletçilik, toplum
yararına yaygın hizmetleri öngörür.
1923’ten itibaren Türkiye’de uygulanan liberal ağırlıklı ekonomik
politika, bazı olumlu adımların atılmasına karşın, kalkınmayı yeterince gerçekleştirememiştir.
Devlet desteği ile özel teşebbüsçülüğün yapıldığı bu dönemde, özel teşebbüsün
ekonomiyi kalkındırma yükünü taşıyamadığı görülmüştür. Bu dönemde hükümetin
politikası, kendi yatırımlarını başta demiryolları olmak üzere sosyal sabit sermaye
ve nakliyat alanlarıyla sınırlayarak, özel girişimi canlandırmak olmuştur
Cumhuriyetin ilk yıllarında hükümetin ekonomideki genel hedefi, Türkiye’de
yaşayan insanların ekonomik şartlarını iyileştirmek , ve iyileştirmelerden
toplumun daha geniş bölümlerinin yararlanabilmesini sağlamaktır.Diğer hedefler
ise, sanayileşmeyi hızlandırmak, tarımsal üretimin artmasını sağlamak, ulaşımı
geliştirmek ve bankacılık sistemini modernleştirmektir.
Ancak bütün bu hedefleri gerçekleştirmek 1929 dünya ekonomik krizinin başlamasıyla
imkansız hale gelmiş ve Türk ekonomisi 1929 krizinden fazlasıyla etkilenmiştir.
1929 krizi Türkiye’nin en önemli ürünlerinden biri olan buğday fiyatlarının
hızla düşmesine neden olmuş, ekono0mik bunalım tarım sektörüne de sıçramıştır.
Ayrıca krizin etkisiyle ticaret dengelerinde bozulma, ithalat hacminde ani
daralma ve bütçe gelirlerinde büyük düşüş yaşanmıştır. 1930’lara gelindiğinde
Türkiye’nin ekonomik politikasını belirleyen iki önemli gelişme ortaya
çıkmıştır. Bunlardan birincisi 1929 dünya ekonomik krizi, diğeri ise 1929
yılında Lozan’daki sınırlamaların kalkmasıdır. Bu iki gelişme Türkiye’de
devletçilik uygulamasına geçişi hızlandırmıştır.Bu bilgilerin ışığı
altında özel teşebbüse dayalı ekonomik sistemden, devletçiliğe geçişi gerektiren
tüm etkenleri şu şekilde sıralayabilmek mümkündür:
1-1929 dünya ekonomik krizinin yol açtığı bunalım.
2-1929’da Lozan Barış Antlaşması’nın getirdiği sınırlamaların
kalkması.1923-1929 yılları arasında gümrük duvarlarının hala düşük kalması
nedeniyle, yerli sanayiinin korunması mümkün olamamıştı.Gümrük vergilerinin
yüksek olmaması, yerli ürünlerin yabancı mallarla rekabet edememesine neden
olmuş ve sanayileşme gerçekleştirilememiştir. 1929’da bu sınırlamaların
kalkmasıyla devlet, yerli sanayiinin korunması ve geliştirilmesi işini bizzat
üstlenmek yolunu seçmiştir.
3-Sermaye birikiminin yetersizliği ve burjuva kesiminin yok denecek
kadar zayıf ve güçsüz olmasının devletin ekonomiye müdahalesini kaçınılmaz
kılması.
4-Vasıflı işçi ve teknik eleman yetersizliğinin yanı sıra, müteşebbis
tipinin hiç olmaması da devleti ekonomiye müdahalede bulunmaya iten bir başka
etken olmuştur.
5-Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kurulması çok partili siyasal yaşam
için bir deneme olduğu kadar, ekonomik sorunlara ve krizlere karşı da bir
arayışın sonucudur. SCF’nın varlığını sürdürdüğü kısa dönemde halktan
yoğun ilgi görmesi,toplumun içinde bulunduğu zor şartların iktidar tarafından
anlaşılmasını sağlamıştır. Bu olaydan sonra hükümet özel sektöre dayalı
ekonomik politikasını yeniden gözden geçirmek ve halkın refah düzeyini
yükseltmek için ekonomiye müdahale etmek kararını almıştır.
Kısacası, iç ve dış ekonomik ve siyasal gelişmelerin etkisi,
cumhuriyetin ilk yıllarında ortaya çıkan hayal kırıklığı,Sovyet deneyinin
yarattığı heyecan ve bağımsızlıktan ödün vermeden kalkınma zorunluluğu
Genç Türkiye Cumhuriyetini devletçilik uygulamasına yöneltmiştir. Mayıs 1931’de
toplanan CHP’nin üçüncü büyük kurultayında devletçilik ilkesi parti programına
alınmış ve tek parti döneminin özelliklerinden dolayı bir devlet politikası
haline gelmiştir.
Atatürk’ün Devletçilik Anlayışı
Atatürk Türkiye’de ılımlı bir devletçilik uygulamasından yana olmuştur.
Atatürk’ün devletçilik anlayışı tamamen Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlardan
doğmuştur. Atatürk bu konuda şunları söylemektedir:”Türkiye’nin uyguladığı
devletçilik sistemi,19. asırdan beri sosyalizm nazariyecilerinin ileri
sürdükleri fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir.Bu,
Türkiye’nin ihtiyaçlarından doğmuş, Türkiye’ye özgü bir sistemdir...Fertlerin
özel teşebbüslerini ve faaliyetlerini esas tutmak;fakat büyük bir milletin
bütün ihtiyaçlarını ve bir çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak,
memleketi ekonomik gelişmesini devletin eline vermek.Türkiye Cumhuriyeti
Devleti,Türk vatanında asırlardan beri özel teşebbüs tarafından yapılmamış olan
şeyleri bir an önce yapmak istedi ve kısa zamanda yapmaya muvaffak oldu.Bizim
takip ettiğimiz bu yol, görüldüğü gibi liberalizmden başka yoldur”1936’da
Atatürk’ün bu sözleri söylediği yıllarda ,Türkiye’de artık
devletçilik rayına oturmuş ve devlet müdahaleciliği ile kalkınmada önemli
adımlar atılmıştır.
Atatürk devletçilik uygulamasını kalkınma için temel koşul olarak öne
sürerken, demokrasi ilkesinden ve bireyin haklarından da vazgeçmemiştir.
Atatürk tarafından önerilen ve ılımlı devletçilik diyebileceğimiz bu
yaklaşım,doğrudan doğruya emperyalizmin müdahalesine karşı kurulmuş bir savunma
sistemidir. Atatürk milli bağımsızlığın sağlam esaslara oturtulması için,
ekonomik açıdan tam bağımsız olmak gereğini görmüş ve bunun için de milli
sanayii yabancı rekabetinden korumak için devlet eliyle kalkınmayı
önermiştir.Atatürk’e göre devlet,özel teşebbüsün ilgilenmediği,başarılı
olamadığı veya gücünün yetmediği alanlarla, toplum çıkarlarının ön planda
olduğu alanlara müdahale etmelidir.Bu yönüyle Atatürk’ün devletçilik
anlayışı özel teşebbüse ve özel mülkiyete karşı değildir. Dolayısıyla
Atatürk’ün devletçilik anlayışı, Marksist anlamdaki devletin ekonomik
faaliyetlerin tümünü organize etmesi anlamına gelmemektedir. Marksizm’de tüm
üretim araçları devletin elinde toplanmakta, her alanda devlet tekelleri
oluşturulmakta ve özel mülkiyet ile özel teşebbüse yer verilmemektedir.Oysa
Atatürk’ün devletçilik anlayışı, geri kalmış bir toplumda hızlı kalkınmayı
hedefleyen ve ülkeyi çağdaş sanayileşmiş ülkeler düzeyine çıkarmayı amaçlayan
bir yaklaşımdır.
Atatürk’ün devletçilik anlayışı o yıllarda Batı’da sıkça görülen devlet
kapitalizminden de farklıdır.Devlet kapitalizminde, devlet özel teşebbüs
yararına ve onun çıkarları doğrultusunda ekonomiye müdahale etmekte ve burjuva
sınıfı lehine düzenlemeler yapabilmektedir.Oysa Atatürk’ün devletçiliği
diğer ilkelerden özellikle de halkçılıktan bağımsız düşünülemezdi.Ayrıcalıksız,
sınıfsız , kaynaşmış bir kitleyiz söylemi halkçılık ilkesinin bir hedefi iken,
bu hedefe ulaşmanın yolu da devletçilikten geçmektedir.Yani ayrıcalıksız ve
sınıfsız bir toplum yaratmak için her şeyden önce adaletli bir ekonomik düzen
kurmak ve toplumun refah düzeyini yükseltmek lazımdır.Bu husustaki ciddi
çalışmalar da, 1930’dan sonra uygulamaya konan devletçi ekonomik model ile
gerçekleştirilmiştir.
Devletçiliğin 1931’de CHP’nin programına girmesiyle birlikte,
Türkiye’nin ekonomisinde çok önemli atılımlar gerçekleşmiştir.Devletçilik
uygulamasına geçişin en çarpıcı örneği planlı ekonomiye geçilmesidir. 1932
yılında hazırlanmaya başlanılan Birinci Beş Yıllık Sanayii Planı, 1934 yılında
yürürlüğe girmiştir. Bu planın hedeflerini şöyle sıralayabilmek mümkündür:Yerli
hammadde kullanmak, tüketim araçlarının üretimine öncelik vermek,yeni
fabrikalar kurarken bölgesel dağılıma önem vermek.
I.Beş Yıllık Planda kimya sanayii,demir sanayii, kağıt ve selüloz
sanayii, kükürt sanayii,süngercilik, pamuk ve mensucat sanayiine öncelik
verilmiştir.Sanayileşmenin yanı sıra tarım alanında da bu dönemde önemli
ilerlemeler kaydedilmiştir.
Devletçilik ilkesi,sonraki yıllarda üzerinde en çok tartışılan
ilkelerden biri olmuştur.Özellikle 1950’den sonra dünyada ağırlığını
hissettirmeye başlayan liberal görüşlerin de etkisiyle, devletçilik
ilkesinin tersi uygulamalara girişilmiştir.Ancak buna rağmen, Atatürk döneminde
temelleri atılan ,teorik ve pratik alt yapısı oluşturulan devletçi model, uzun
yıllar Türkiye’nin kalkınmasında önemli rol oynamıştır.
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Ana Menü
| Anasayfa |
| site haritası |
| içerik |
| COĞRAFYA |
| TARİH |
| TÜRKCE |
| Video |
| VATANDAŞLIK |
Warning: include(/home/osshazir/domains/kpssdersleri.com/public_html//modules/mod_mxc_lastcomments.php) [function.include]: failed to open stream: No such file or directory in /home/osshazir/domains/kpssdersleri.com/public_html/includes/frontend.html.php on line 397
Warning: include() [function.include]: Failed opening '/home/osshazir/domains/kpssdersleri.com/public_html//modules/mod_mxc_lastcomments.php' for inclusion (include_path='.:/usr/local/lib/php') in /home/osshazir/domains/kpssdersleri.com/public_html/includes/frontend.html.php on line 397








